- İngilizce Oyunlar Bölümünde İlkokul 2. ve 3. Sınıf Yayında ... - Kıymetli Öğretmenlerimiz; Konu anlatımlarını ve testleri akıllı tahta yardımıyla sınıflarınızda ücretsiz, güvenle ve zevkle kullanabilirsiniz ... - Konu anlatımlarımızı ve testlerimizi beğendiyseniz, Facebook ve Twitter'da arkadaşlarınıza duyurabilirsiniz ...

Can & Can't (Olanak - Kapasite - Yetenek - Yeterlilik - İzin Bildirme)

Can & Can't
Can; (modal) adı verilen özel yardımcı fiillerden biridir. Türkçe'ye - e bilmek, - e bilir, vb. gibi anlamlarda çevrilebilir. Doğal yetenek, güç, olasılık ve rica gibi durumlarda kullanılır. Bir kuş uçabilir; bir balık yüzebilir; bir maymun ağaca tırmanabilir; Ronaldo futbol oynayabilir; çita hızlı koşabilir; annem yemek pişirebilir; vb. gibi doğuştan gelen yetenek ve kabiliyetleri anlatır. Eylem gerçekleşirken bir zorlama veya zorlanma yoktur. Özne; eylemi kolayca - zorlanmadan - başarabilmektedir. Olumlu yapıda özneden sonra gelir ve verb (fiil) yalın haldedir. Örnekleri inceleyiniz.

A frog can jump very high. (Bir kurbağa, çok yükseğe zıplayabilir (sıçrayabilir)). 
You are an intelligent boy. You can use your computer easily.
(Sen, akıllı bir çocuksun. Bilgisayarını kolayca kullanabilirsin.)
Sami is a good footballer. He can play football very well.
(Sami, iyi bir futbolcudur. O, çok iyi futbol oynayabilir.)
Mr. Brown is a Maths teacher. He can teach Maths very well.
(Bay Brown, matematik öğretmenidir. O, çok iyi matematik öğretebilir.)
Liza is German. She can speak German fluently.
(Liza, Alman'dır. O, akıcı şekilde Almanca konuşabilir.)
I can cook quite well. (Ben, oldukça iyi yemek pişirebilirim.)
I can run faster than my father. (Ben, babamdan daha hızlı koşabilirim.)
We have got a big and old piano. We can play it quite well.
(Biz, büyük ve eski bir piyanoya sahibiz. Biz, onu oldukça iyi çalabiliriz.)
You are very strong. You can lift this heavy box.
(Sen, çok kuvvetlisin. Sen, bu ağır kutuyu kaldırabilirsin.)
A cat has got strong eyes. It can see very well in the dark.
(Bir kedinin çok kuvvetli (keskin) gözleri vardır. O, karanlıkta çok iyi görebilir.)
Arif is a pilot. He can travel from country to country.
(Arif, bir pilottur. O, ülkeden ülkeye seyahat edebilir.)
Bill is an old man. He can walk, but he can't run.
(Bill, yaşlı bir adamdır. O, yürüyebilir, fakat koşamaz.)
My dog is a clever animal. It can guard my house.
(Köpeğim, akıllı bir hayvandır. O, benim evimi koruyabilir.)
Sue is a good climber. She can climb mountains.
(Sue, iyi bir tırmanıcıdır. O, dağlara tırmanabilir.)
I have got a pair of skates. I can go skating.
(Ben, bir çift patene sahibim. Ben, kaymaya gidebilirim.)
Jenny can sing and play the electric guitar.
(Jenny, şarkı söyleyebilir ve elektronik gitar çalabilir.)
Hans is a cook. He can create different tastes.
(Hans, bir ahçıdır. O, değiş tadlar yaratabilir.)
Kevin can design a website.
(Kevin, bir web sitesi tasarlayabilir.)
Burcu is a principal. She can manage a school.
(Burcu, bir müdürdür. O, bir okulu yönetebilir.)
Joe and July are successful Maths teachers. They can solve very hard problems.
(Joe ve July, başarılı matematik öğretmenleridir. Onlar, çok zor problemleri çözebilir.)
Can; ihtimal (olasılık) durumlarında da kullanılır. Örnekleri inceleyiniz.
A baby can swim a little. (Bebek, biraz yüzebilir.)
You can see well without glasses. (Sen, gözlük olmadan iyi görebilirsin.)
Elephants can stand on their heads. (Filler, başlarının üzerinde durabilirler.)
These jeans are quite cheap. You can buy them.
(Bu kot pantolonlar oldukça ucuz. Sen, onları satın alabilirsin.)
He is very intelligent. He can speak seven languages.
(O, çok zekidir. O, yedi dili konuşabilir.)
You are a very weak boy. You can't carry this bag.
(Sen, çok zayıf (kuvvetsiz) bir çocuksuz. Sen, bu çantayı taşıyamazsın.)
You can buy petrol at the service station.
(Sen, benzin istasyonundan benzin satın alabilirsin.)
You can use a Rail Card in most countries in Europe.
(Sen, Avrupa'nın pekçok ülkesinde demiryolu kartını kullanabilirsin.)
I think, you can park your car here. (Sanırım, sen otomobilini buraya park edebilirsin.)
We can get stuck when traffic is very heavy.
(Trafik çok yoğun olduğu zaman, biz (trafikte) sıkışabiliriz.)
Can; - soru halinde - rica, istek veya izin istemede kullanılır. Örnekleri inceleyiniz.
Can I have some coffee? (Ben, biraz kahve alabilir miyim?)
Can you dance with me? (Sen, benimle dans edebilir misin?)
Can I stay in a big room with an air conditioner, please?
(Lütfen, ben klimalı büyük bir odada kalabilir miyim?)
Can I park my car here on a Sunday?
( Ben, arabamı bir pazar günü buraya parkedebilir miyim?)

Can you tell me how to go to the hospital, please?
(Lütfen, bana hastaneye nasıl gidilir söyleyebilir misiniz?)
Can I use your computer? (Ben, senin (sizin) bilgisayarınızı kullanabilir miyim?)
Can you please tell me where I can park my car?
(Lütfen, arabamı nereye park edebilirim bana söyleyebilir misiniz?)
Can you post this letter for me, please?
(Lütfen, bu mektubu benim için postalayabilir misiniz?)
Can I see the menu, please? (Lütfen, yemek listesini görebilir miyim?)
Can you translate these articles about surgery for me, please?
(Lütfen, bana cerrahi hakkındaki bu makaleleri tercüme edebilir misiniz?)
Can not (can't) ise; öznenin eylemi yapabilme yeterliliğinde - kabiliyetinde - olmadığını gösterir. Örnekleri inceleyiniz.
I am very tired. I can't clean my room. (Ben, çok yorgunum. (Ben, odamı temizleyemem.)
He can't play the guitar, but he can play the piano.
(O, gitar çalamaz, ama piyano çalabilir.)
Suna's father's car is very old. He can't drive it very fast.
(Suna'nın babasının otomobile çok eskidir. O, onu çok hızlı kullanamaz.)
You are a short girl. You can't touch the ceiling of your room.
(Sen, kısa boylu bir kızsın. Sen, odanın tavanına dokunamazsın.)
I can read Turkish newspapers, but I can't read French newspapers.
(Ben, Türk gazetelerini okuyabilirim, ama Fransız gazetelerini okuyamam.)
A dog can't climb the trees. (Köpek, ağaca tırmanamaz.)
People can't smoke in the subway. (İnsanlar, metroda sigara içmez.)
We can't park our cars in the streets.
(Biz, otomobillerimizi caddelere parketmeyiz.)
The electricity is off. My father can't watch the news on TV.
(Elektrik (yok) kesik. Babam, televizyonda haberleri seyredemez.)
Fulya is only three months old. She can't walk.
(Fulya, henüz üç aylık. O, yürüyemez.)

(Bu metnin her türlü yayın hakkı A. Hikmet İnce'ye aittir. Hiçbir şekilde alıntı yapılamaz ve başka bir yayında kullanılamaz. Aksi davranışta bulunanlar hakkında, hukuk büromuz her türlü yasal işlemi uygulayacaktır. Üçüncü kişilere duyurulur ...)

Bu İngilizce konu anlatımı 6,451 kez okundu.

Yorumlarınız

burası b. 3 March 2016 18:25

tek kelimeyle CEHENNEM yani güzelll:)

mehmet r. 5 January 2016 18:40

oldukça iyi

Osman 26 November 2015 18:09

Çok güüzeeellll

Zilan 15 November 2015 17:13

Cok iy

m.b 25 May 2015 19:16

güzel olmuş

serhat a. 3 May 2015 15:55

süperrrr

UsEr 25 December 2014 22:55

çok işime yaradııı

Yorumlarınızı buradan paylaşabilirsiniz

Konu anlatımı

İngilizce konu anlatımı Türkçe anlamlarıyla birlikte, örnek cümleler ile anlatılmaktadır.